Düzce
Haziran 10, 2017
Elazığ
Haziran 10, 2017

Edirne

toplusms-gondermek-artik-cok-kolayEDİRNE

Tarihinde çeşitli ünvanları hak etmiştir. Edirne, mutluluk dönemlerinde “Der-i Saadet” (Mutluluk Kapısı) bir “Şenlikler Şehri”dir.

Özet Bilgi

Edirne, camiler, çarşıları, köprüleri, tarihi evleriyle özellikle de Muhteşem Selimiye ile ülkemize gelenleri ilk karşılayan ve bir sınır kenti olma özelliğini en iyi yansıtan kentimizdir.

Müzeler

Edirne Müzesi

Edirne’de ilk Müze, Atatürk’ün emriyle, 1925 yılında Selimiye Camii Dar-ül  Hadis Medresesinde kurulmuştur. Bu müzeye Arkeoloji Müzesi denilmekle birlikte, müzede değerli etnografik eserler ve mezar taşları da yer almaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşık 94 yıl başkentliğini yapan Edirne’de saray, halk sanatlarını etkilemiş ve etnografya açısından zenginlik kazandırmıştır. Bu yüzden ikinci bir müzeye gerek duyulmuştur. Selimiye Camii avlusu içinde bulunan Dar-üs Sıbyan Medresesi’nin, Trakya Umumi Müfettişi Kazım DİRİK başkanlığındaki Edirne ve Yöresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından restore ettirilmesi sonucu Etnografya adı altında ikinci bir bölüm, Edirne’nin kurtuluşunun on üçüncü yılında ( 25 Kasım 1936 ) burada açılmıştır. Bu Müze, Ankara Etnografya Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi’nden bazı değerli eserlerle takviye edilmiştir. Zamanla eserlerin çoğalmasıyla burasının müze için yetersiz duruma gelmesi sonucunda, aynı kurum tarafından Selimiye Camii’nin Darül Kurra Medresesi onarılmış ve Etnografik eserler taşınarak burası Etnografya Müzesi olarak düzenlenmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra Edirne Müzelerindeki eserlerin birçoğunun müzelere geri verilmesi sonucu elde kalanlar yalnızca Dar-ül Hadis Medresesi’nde sergilenmiştir. Bundan sonraki yıllarda satın alma, bağış ve kazılardan gelen eserlerle Müzedeki eserlerin sayısının artması nedeniyle  Edirne’de ihtiyaç duyulan yeni bir müze binası 1966 yılında programa alınmıştır. Selimiye Camii civarında müze için temin edilen arsa üzerine, Y. Mimar İhsan KIYGI tarafından hazırlanan projeye göre yapılan müze binası, 13 Haziran 1971 yılında Arkeoloji ve Etnografya Müzesi adı ile açılmıştır. Dar-ül Hadis Medresesindeki Müze de Türk İslam Eserleri Müzesi olarak düzenlenmiştir. Müze 13 Haziran 1971’de Arkeoloji ve Etnografya Müzesi olarak açılmıştır. Arkeoloji ve Etnografya Müzesinde sergilenen yapıtların çoğu Prehistorik Dönem’den kalmadır. Ayrıca eski Yunan, Bizans ve Roma dönemlerinden yapıtlar da yer almaktadır. Değerli sikke koleksiyonunun yanında heykeller ve heykel parçacıkları, steller, toprak ve cam kaplar, müzede ilgi çeken yapıtlar arasındadır.

Türk İslam Eserleri Müzesi

1925’te Selimiye’nin Medrese bölümünde toplanan yapıtlar daha sonra Türk İslam Eserleri Müzesi kapsamında halka açılmıştır. Müze 1971’de yeniden düzenlenmiştir. Yapıtlar kronolojik bir dizi içinde sergilenmektedir. En çok ilgi çekeni Büyük Salon’daki süslemeli çadırdır (Otağ-ı Hümayun). Bu salonda özellikle dikkate değer eşyalar arasında Edirnekari ağaç işlemeleri, yüklük ve köşe dolapları, Trabzon ayakları gibi dekoratif olanların yanı sıra sofra ve sini altları, kavukluklar, yazı çekmeceleri ve sandıklar, rahle gibi fonksiyonel olanları da vardır.Edirnekari ağaç işlemeleri, geometrik motiflerinin azlığı, barok etkinin kendini hissettirmesi ve çiçek motiflerinin sıklığıyla tanınırlar. Müzenin orta avlusunda yer alan ve 15. yüzyıldan günümüze dek gelen mezar taşı örnekleri içinde en önemlisi; içinde Fatih Sultan Mehmet’in eşi Sitti Şah Sultan’ın Mezar Taşıdır.
Eserler Selimiye Camisi avlusu içinde bulunan Dar-ül Tedris Medresesinde (Pehlivanlar Odası, Tekke Eşyaları Odası, Çorap Odası, İşleme ve Levha Odası, Silah Odası, Balkan Harbi Odası, Çini ve Seramik Odası, Sarayiçi Odası, Edirne Misafir Odası, Mutfak Eşyaları Odası, Ölçü Aletleri Odası gibi..)14 odada sergilenmektedir. Bahçesinde Yeniçeri Mezar Taşları ile yaz kış yaprakları dökülmeyen dişil porsuk ağacı dikkat çekicidir.

II.Bayezid Darüşşifası

Osmanlı imparatorluğunun 2. Başkenti durumunda olan Edirne’ye bir darüşşifa kazandırmak amacıyla temeli 1484 yılında atılan ve mimar Hayrettin tarafından 4 yıl da bitirilerek 1488 yılında kullanıma açılan hizmet binası, Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Sultan Bayezid tarafından gerçekleştirilmiş.

 

Sitenin kuruluş amacı, büyük şehir, ikinci başkent, ticaret şehri ve gelen gidenin çok oluşu nedeniyle Edirne’yi bir darüşşifaya (Hastaneye) kavuşturmak olmuş. Diğer üniteler, hastane hizmetlerini doğrudan veya dolaylı olarak tamamlayan sosyal, kültürel ve dini nitelikli yapılar dönemin sağlık ve sosyal yardım anlayışını yansıtarak işlev görmüş. Bu yapı sisteminin 4 yıl gibi kısa sürede bitirilebilmiş olması imparatorluğun teknik ve ekonomik gücünün göstergesi olarak kabul edilmiş.

 

Külliyenin Bölümleri: Darüşşifa (Hastane) , Tıp Medresesi, Tabhane (Misafirhane), Camii, İmaret (Aşevleri-Depo) ve Köprü’den oluşmaktadır.

 

Darüşşifa(Hastane)

Günümüzde Sağlık Müzesi olarak hizmet veren bina üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm poliklinik, özel diyet mutfağı ve personel odaları, ikinci bölümde ilaç deposu ve üst düzey personele ait üniteler, üçüncü bölüm ise 6 kışlık ve dört yazlık yatak odası ile bir musiki sahnesinden oluşuyor. Odalar ve sahne görkemli bir kubbe ile örtülü, şadırvanlı bir salon etrafında çevrelenmiş. Odaların dış bahçeye ve iç salona açılan pencereleri olup, Ortadaki büyük kubbenin tepesinde fenerden gelen ışık iç mekânı aydınlatırken kirlenen hava ile pis kokuları dışarı atılması sağlanmış. Bir merkez etrafında toplanan hasta odaları az personelle hizmet verilmesi sağlarken personel tüm odaları rahatlıkla gözetleyebilir ve gereğinde acil olarak hasta yardımına koşabilmeleri sağlanmış. Zamanında her türlü hastaların tedavi edildiği şifahane sonraki yıllarda sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkez haline gelmiş. Dönemin hekimlik bilgilerinin yanı sıra su sesi, müzik ve güzel kokularda kullanılmış.

 

Musikiyle hasta tedavisi

Müzikle tedavi şekli bu hastanenin özellikleri arasında yer almış. 10 kişiden oluşan musiki topluluğunun, akustiği oldukça hassas olan bu mekânda haftada 3 gün verdiği musiki konserleri yankılanmadan binanın her tarafından rahatlıkla dinlenebilmiş. Hastanın huzur bulması için tedavide şadırvandan fışkıran su sesinden ve güzel kokulardan da yararlanılmış. Şifahane de tedavi ücretsiz olup şehirdeki hastalara haftada iki gün parasız ilaç dağıtılmış.

 

Musiki Makamları

Osmanlı Şair Hekimlerinden Şuuri Hasan Efendi’nin “Tadil-i Ül Emzice” adlı Eserinde musikinin hastalıklarla ilişkisi şu şekilde tanımlanmış.

 

Rast Makamı: Havale ve felç iletine devadır.

Irak Makamı: Har mizaçlılara, sersam ve hafakana faydalıdır.

İsfahan Makamı: Zihni açar, zekâyı artırır, anıları tazeler.

Zirevkent Makamı: sırt ve eklem ağrılarının ve kuluncun tedavisinde faydalıdır.

Rehavi Makamı: Baş ağrısına devadır.

Büzürk Makamı: Ateşli hastalıklara iyi gelir, zihni temizler, vesvese ve korkuyu uzaklaştırır, fikre yön verir.

Neva makamı: Irk’un nisa’ya iyi gelir (Kadın hastalıkları)

Zengule Makamı: Kalp hastalıklarının devasıdır.

Hicaz Makamı: İdrar zorluğuna iyi gelir, cinsel yönden uyarıcı etkisi vardır.

Buselik Makamı: Kulunç ve bel ağrılarının ilacıdır.

 

Uşşak Makamı: Kalp, karaciğer, sıtma ve mide hastalıklarının ilacıdır.

 

 

Bu Müze AB 2004 Müze ödülünü aldı.

Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşı Müzesi

Balkan Savaşı sırasında yokluk içinde Edirne’yi kahramanca savunan Şükrü Paşa ve Balkan Savaşı şehitleri anısına, kentin en yüksek yerlerinden biri olan Kıyık Tabya’da inşa edilmiştir. Balkan Savaşı anısına 28 Kasım 2000 tarihinde Balkan Savaşı Müzesi olarak açılmıştır. 14 bölüm ve 23 bonetten oluşmaktadır. Edirne halkı tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağışlanan silah, belge ve mühimmatın sergilendiği 4 adet sergi vitrini, 2 top,1 adet yemek dağıtım arabası, harita, resim, bilgi notlarının bulunduğu 118 pano, 28 konu mankeni ve seslendirme sistemiyle dönemin atmosferi canlandırılmaktadır.

 

Şükrü Paşa Kimdir?

Şükrü Paşa,1857’de Erzurum’da doğmuştur. Öğrenimine Erzincan Askeri Lisesi’nde başlamış; İstanbul’dan topçu teğmen olarak mezun olmuş;Almanya’da dört yıl askeri eğitim görmüştür. Almanca, İngilizce ve Fransızca bilen Şükrü Paşa, Harbiye ve Darüşşafaka okullarında balistik ve matematik öğretmenliği yapmıştır.

Edirne’ye topçu komutanı olarak tayin edilmiş ve tuğgenerallikten orgeneralliğe kadar askeri hizmetini burada geçirmiştir. 1908,İkinci Meşrutiyet ilanında, İstanbul’a gelmiş ve değişik askeri görevlerde bulunmuştur. Balkan Savaşı çıkınca, Edirne Müstahkem Mevkii Komutanlığı’na tayin edilmiş ve kendisine verilen yazılı emirle Edirne’nin kuşatılması durumunda, bu kaleyi iki ay savunması istenmiştir. Şükrü Paşa, bu ünlü ve şanlı savunmayı, beş ay sürdürmüştür. Ancak 26 Mart 1913 günü teslim olmak zorunda kalmıştır.

“Düşman, hatları geçtikten sonra ölürsem, kendimi şehit kabul etmiyorum.

Beni mezara koymayın!.. Etimi, itler ve kuşlar, çeke çeke yesinler…

Fakat müdafaa hattımız, bozulmadan şehit olursam;

kefenim, lifim ve sabunum çantamdadır. Beni bu mahale gömeceksiniz….

Ve gelen nesiller, üzerime bir abide dikeceklerdir !…”

 

Selimiye Camii

Selimiye Camii Edirne’de bulunan, Osmanlı padişahı II. Selim’in Mimar Sinan’a yaptırdığı camidir. Sinan’ın 90 (bazı kitaplarda 80 olarak geçer) yaşında yaptığı ve “en iyi eserim” dediği Selimiye Camii gerek Mimar Sinan’ın gerek Osmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biridir.
Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri:976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim’in ölümünün ardından 14 Mart 1575’te ibadete açılmıştır.
Mülkiyeti Sultan Selim Vakfında’dır. Bugün şehrin merkezinde bulunan caminin yapıldığı alanda inşasına Süleyman Çelebi döneminde başlanan, sonradan Yıldırım Bayezid’in geliştirdiği Edirne’nin ilk sarayı (Saray-ı elik) ve Baltacı Muhafızları haremi bulunmaktaydı. Bu alandan “Sarıbayır” veya “Kavak Meydanı” diye bahsedilir.

Üç Şerefeli Camii

1443-1447 arasında, Sultan II.Murat yaptırmıştır. Cami Osmanlı sanatında erken ile Klasik dönem uslübu arasında yer alır. Burada,ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır. 24 m. çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur. Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır. Yapı, bir yenilik olarak, enine dikdörtgen bir yapıdır. Böylece enine gelişen mekana ulaşılmak istenmiştir. Bu planı Mimar Sinan İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimiyle uygulamıştır. Ayrıca, Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu Camide kullanılmıştır.
Avlunun dört köşelerine minareler yerleştirilmiştir. Üç Şerefeli Cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır. Basamaklı üç kapıdan girilen avlunun Sütunları, serpantinli breş,granit ve mermerdendir. Avlu pencerelerinden ikisinin alınlıkları çini süslemedir. Lacivert ve ak renkli çiniler, bitkisel kıvrık dal bordürü ile çevrilidir. Burada Sultan II.Murat’ın adı geçmektedir. Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı Camileri’ndeki en eski örneklerdir. Camiye adını veren üç şerefeli anıtsal minare, 67.62 m. yüksekliğindedir. Her şerefeye ayrı yollardan çıkılması ilginçtir. Minare gölgesi kırmızı kaştan zikzaklar ve ak karelerle devinim kazanmıştır. Kaidesinde Bursa Kemerli sağır nişler vardır. Üç Şerefeli Cami’nin, süslemeleri de ilginçtir. Taçkapı, yankapılar,minareler, sütun başlıkları ve pencerelerde mermer, ak ve kiremit rengi taş kullanılmıştır. Taçkapıda mukarnaslar ve yan nişlerin üst bölümlerindeki yazıların arasında kıvrık dal ve rumiler göze çarpar. Büyük kubbede, yan ve avlu revaklarındaki lacivert, al, ak ve sarı renkte kalem işleri vardır. Süslemelerde yazı kuşakları, rumi,palmet, lotus motifleri görülür.Kubbe peteği ve pandantiflerde de Rokoko süslemeler vardır.

Diğer Bilgiler

Trakya soylarından olan Odis’ler tarafından M.Ö. 5.Yüzyılda ilk defa kent olarak kurulan ve zaman içinde değişik milletler tarafından değişik isimler verilen kentimizin adı I.Murat zamanında Edirne olarak anılmıştır.

1361 yılınıda I.Murat tarafından fethedilen ve ebedi Türk yurdu olan Edirne, konumu nedeniyle İstanbul’un alınışına kadar Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur.

Anadolu’yu Avrupa’ya birleştiren konumu nedeniyle çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan ilimiz zengin bir tarihi eser mirasına sahiptir. Bu eserlerin en eskisi Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılan Edirne kalesinden günümüze kalan sur ve burç duvarlarıdır. Ayrıca Edirne’de Osmanlı Mimarisinin çok değerli örnekleri mevcuttur. Selimiye Camii bunlardan en ünlüsüdür.

Edirne’nin 2000 nüfus sayımına göre merkez nüfusu (119.298), İl toplam nüfusu ise  (402.606) dır.

Edirne, gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet döneminde bir eğitim ve kültür merkezi olmuştur. Merkezi ilimizde bulunan Trakya Üniversitesi ülkemizin hızlı gelişen üniversitelerindendir.

Edirne, ikisi demiryolu, üçü karayolu giriş kapıları olmak üzere toplam (5) sınır kapısı ile Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya bağlanmaktadır.

 

Edirne Toplu Sms, Toplu Sms